<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"><channel><title>Ömer Faruk Özdemirin Girişleri RSS</title><link><![CDATA[modules/?r=glossary/rss/author/18005]]></link><atom:link href="modules/?r=glossary/rss/author/18005" rel="self" type="application/rss+xml" /><description>Ömer Faruk Özdemirin Girişleri RSS</description><lastBuildDate>Thu, 17 Mar 2022 14:44:33 GMT</lastBuildDate><item><title><![CDATA[Kule Merdivenlerinde Buluşma]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2798]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2798]]></guid><description><![CDATA[<p>Küçücük bir ana çok büyük duygular sığdırırız bazen. İşte böyle anlardan birini muhteşem bir şekilde görselleştirmeyi başaran Frederic William Burton’un ‘Kule Merdivenlerinde Buluşma’ adlı eserinden bahsedeceğim size.Eser konusunu bir orta çağ Danimarka şarkısında adı geçen Hellelil ve Hildebrand’ın hikayesinden alıyor.Bu şarkıda, Danimarka Kralının kızı Prenses Hellelil ile Kraliyet ailesinin şövalyesi olan Hildebrand imkansız bir aşkın içine düşerler. Prensesi koruması gereken şövalye ve prenslere layık görülen prenses gizlice bir ilişki yaşamaya başlar.Ancak bu sır iki kişi arasında çok fazla süre kalamaz ve kral her şeyi öğrenir. Bu ilişkiyi asla onaylamayan ve öfkeden gözü dönen Danimarka Kralı ve yedi oğlu Hildebrand’ı öldürmeye karar verirler.Sonunda kral, oğulları ile birlikte cesur şövalyenin karşısına çıkarlar. Hildebrand muhteşem bir savaşçıdır ve hem kralı hem de altı oğlunu öldürmeyi başarır. Ancak bu çok da kolay olmamış ve Hildebrand da çok ciddi yaralar alır.Yorgun ve yaralı olan şövalyenin karşısında sadece kralın en küçük oğlu ayakta kalır.Vücudundaki ağır yaralara rağmen Hildebrand bu son prensi de yenmeyi başarır ve onu da öldürmek üzere olduğu sırada küçük kardeşine çok bağlı olan ve şefkatli bir yüreğe sahip olan Hellelil sevgilisinden kardeşini bağışlamasını ister.Hildebrand bu küçük kardeşi bağışlar ancak ayakta kalacak gücü de artık kendisinde bulamaz ve yere yığılıp oracıkta ölür. Diğer altı taht adayı öldürüldüğü için en küçük prens tahta çıkıyor ve hayatını kurtarmasına rağmen prenses Hellelil’e hayatı zindan eder...Her ne kadar canı bağışlansa da babasının ve kardeşlerinin, kız kardeşi ile yasak ilişki yaşayan bir şövalye tarafından öldürülmesini hazmedemeyen yeni kral, kız kardeşini zindana attırır. Hildebrand öldüğü ve artık intikamını alamayacağı için tüm hırsını Hellelil’den çıkarır.Prenses Hellelil önce çok ağır işkencelere maruz kalır, ardından da köle olarak satılır.Hikayesi acı bir son ile biten ve imkansız bir aşkı anlatan bu şa... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2798">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Thu, 17 Mar 2022 14:44:33 GMT</pubDate></item><item><title><![CDATA[Tutuklular Çemberi]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2561]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2561]]></guid><description><![CDATA[<p>1888’de ruhsal hastalığının ilk nöbetlerini geçirmeye başlayan Hollandalı ressam Vincent Van Gogh, kendi rızasıyla, Arles yakınlarındaki St. Paul Akıl Hastanesi‘ne yatırıldı. Hastane müdürü ile ressamın kardeşi Theo Van Gogh, ressamın rahatlıkla çalışması için gerekli olan ortamı sağlamışlardı ancak açık havada resim çizmesine izin verilmemişti. Bu dönemde kardeşi Theo ona Gustave Doré‘nin bir gravürünü yolladı ve Van Gogh bu gravürden esinlenerek akıl hastanesinde kaldığı dönem olan 1890 yılında tuval üzerine yağlı boya ile Tutuklular Çemberi tablosunu çizdi.Mavi-yeşil tonların hakim olduğu tabloya ilk baktığımızda, duvarlarla çevrili küçük bir hapishane avlusunda çember halinde gidip gelen  mahkumları görüyoruz. Tablo, hayatı ressamın hayal ettiği şekilde kapalı bir çember olarak betimler. Tablonun merkezindeki tek şapka takmayan sarı saçlı figüre dikkat ettiğimizde ise Van Gogh’un bu figürle iç dünyasında yaşadıklarını tabloda resmettiğini görürüz. Bu adam fiziksel olarak da benzediği için Van Gogh’un ta kendisi olarak yorumlanabilir. Kasvetli bir kısır döngünün ortasında her şeyi anlayan ancak hiçbir şeyi değiştiremeyen yalnız, üzgün bir mahkum gibi.Van Gogh şu an dünyada en çok bilinen ressamlardan biri olsa da hayatı boyunca sadece bir tane tablosunu satabilmişti.Tabloda yukarı doğru uçmakta olan iki beyaz kelebek görünüyor. Bu beyaz kelebekler, özgürlüğün olduğu kadar kaybedilmiş saflığın, masumiyetin de sembolüdür. Van Gogh bu iki kelebeği ‘Bahar’ isimli tablosunda da resmetmiştir ancak Tutuklular Çemberi tablosunda kelebeklerin uzaklaştığını görüyoruz.Bu tabloyu asıl ilginç yapan özelliği ise ressamın intihar edeceği yaşa eşit sayıda insan figürü yer alıyor olmasıdır. 37 yaşında intihar eden Van Gogh, bu tablosunda da tam olarak 37 insan figürü kullanmıştır. Tablodaki her mahkum hayatının yıllarını temsil ediyor olmalı.Okuduğunuz için teşekkürler. Sanatla kalın...... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2561">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Tue, 08 Mar 2022 09:31:08 GMT</pubDate></item><item><title><![CDATA[İnci Küpeli Kız]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2432]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2432]]></guid><description><![CDATA[<p> İnci Küpeli Kız Tablosu, Hollandalı ressam Johannes Vermeer’in başyapıtlarından biridir. Kuzeyin Mona Lisa’sı veya Hollandalı Mona Lisa olarak adlandırılan eserin odak noktası inci küpedir. Lakin bu eseri bu denli dikkat çekici yapan şey bir inci küpeden çok daha fazlasıdır.Kim bu İnci küpeli kız ve Jhonnes Vermeer neden onu seçti? Bu soru geçen yüzyıllara rağmen hala gizemini korumakta. İri gözleri, anlaşılması zor yarım gülüşü ile masum mu yoksa baştan çıkartıcı mı?İlk zamanlar da tabloda ki kızın Jhonnes Vermeer’in kızı olduğu düşünülsede kızın yaşı ve tablonun yapılış zamanı birbirini tutmamaktadır. Bunca soru işareti ve gizemi barındıran eser, dilden dile dolanan farklı hikayelere, dedikodulara sebep oldu. Yine de bu dedikoduların arasında bir tanesi diğerlerinden sıyrılıp, romanlara, kitaplara konu olacak bir hal aldı.Bu öykünün iki farklı yüzü var. İlki 17. yüzyılın Hollanda’sında yaratıcılık ve ticaret arasındaki  sosyal ilişkilere ışık tutuyor. Bir kadını resmederek kadına sosyal hak ve yine aynı şekilde sosyal düzende yer vermeye çalışan bir eser. Bu tablonun bu denli yankı uyandırmasında aynı zamanda ”İnci Küpeli Kızın” Jhonnes Vermeer’in evinde çalışan hizmetçi bir kız olduğu kanısı yatmakta. Bir soyluyu değil de sıradan bir kızı resmederek halkta ki başkaldırışı destekleyen bir tablo. Bu öykünün diğer yüzü ise aşk, ihanet ve kıskançlık üçgeni arasında kendine bir yer buluyor. Gelelim asıl öyküye. 17. yüzyılın ortalarında Hollanda’da yaşayan, babası bir iş kazası sonucunda kör kalınca ailesinin geçimini sağlamak zorunda kalan adı bugün bile bilinmeyen ”İnci Küpeli Kız’’ Jhonnes Vermeer’in evinde hizmetçi olarak işe başlar. Kızın resme, renklere olan merakı Vermeer’in ilgisini çeker. İlk zamanlar atölyeye sadece temizlik için giren kıza zamanla renkleri karıştırmayı öğretir. Bu durum karısı ve Vermeer’in sevgi görmemiş büyük kızının dikkatini çeker. Böylelikle kıskançlık ve düşmanlık duyguları baş göstermiş olur. Karısının bile girmeye izni olmayan atöly... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2432">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Wed, 02 Mar 2022 19:50:47 GMT</pubDate></item><item><title><![CDATA[Satürn Oğlunu Yerken]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2412]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2412]]></guid><description><![CDATA[<p>Titan Kronos’un büyük bir korkusu vardı. Babasına yaptıklarının kendi başına gelmesinden korkuyordu. Bu yüzden de Rhea’dan doğan bütün çocukları ortadan kaldırıp işini garanti altına almak istedi. Rhea’nın doğan her bebeğini yutmaya başladı...Rhea'nın çocukları birer birer yutuluyordu ve artık bu duruma katlanamıyordu. Bu yüzden de toprak ana Gaia’dan yardım istedi. Ancak sadece Gaia değil, intikam almak isteyen kısır baba Uranos da Rhea’ya yardım edecekti...Sonunda Zeus doğdu ancak Uranos kimse görmeden önce bebek tanrıyı saklamayı başardı. Rhea da bir taşı aldı ve bebek kundaklar gibi kundaklayıp Kronos’a verdi.Kronos yutacağı şeyin ne olduğuna bile bakmıyordu. Korkudan o kadar gözü dönmüştü ki hiç vakit kaybetmeden doğan yeni bebeği midesine indirmesi gerekiyordu.Bu yüzden aceleci davrandı ve bebek sandığı taşı midesine atıverdi. Bu sırada Zeus Girit adasına götürülmüştü bile. Orada saklanacak ve babasını devirmek için gücünü toplayarak büyüyecekti. Bu sırada Kronos’un hesaba katmadığı bir şey daha vardı.Yuttuğu bütün çocuklar onun içinde yaşamlarına devam ediyorlardı. Her şeyin farkında olan bu bebekler babalarından nefret ediyor ve intikam gününün gelmesini bekliyorlardı.Kaçırılan Zeus ise bir gün büyüyecek ve babasının karnını deşerek tüm kardeşlerini serbest bırakacaktı. Sanat tarihinde Kronos'un çocuklarını yutması büyük ustalar tarafından çeşitli biçimlerde resmedilmiştir. Bunların içinde en meşhur olanlardan biri ise Goya'ya aittir...Francisco Goya'nın 1819-23 yıllarına tarihlenen ve günümüzde Madrid'deki Prado Müzesinde sergilenen  'Satürn Oğlunu Yerken' adlı eseri aynı zamanda sanat tarihinin en ürpertici sahnelerinden biridir.Romantik dönemin en önemli isimlerinden biri olan İspanyol ressam Goya’nın versiyonunda ise çok daha ürpertici bir sahne ile karşı karşıyayız. Romantizm; o dönem Avrupa’da özgürlük, heyecan ve coşku tutkularını yansıtan bir akımdı.Bu döneme ait eserler ‘romana benzer’ olarak tanımlanırlar. Yani akıl almaz ve doğaüstü sahneler çok s... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2412">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Tue, 01 Mar 2022 14:04:00 GMT</pubDate></item><item><title><![CDATA[Badem Çiçekleri]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2392]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2392]]></guid><description><![CDATA[<p>Herkese merhaba. Bugün sizlere Vincent Van Gogh'un 1890 yılında yaptığı ve günümüzde Amsterdam'daki Van Gogh Müzesinde sergilenen ''Badem Çiçekleri'' adlı eserinden bahsedeceğim. Van Gogh bu eseri yaptığında, genel olarak çok iyi bir dönemden geçmiyordu...Hollanda'dan Fransa'ya geldiğinde burada çok çeşitli ressam ve sanat akımıyla tanışıp üretkenliğini daha da arttıran Van Gogh, 1888 yılında kalbinde bir umut aklında bir fikir ile Arles'a gitti ve burada 'Sarı Ev' fikrini hayata geçirdi.Ancak işler planladığı gibi gitmemişti. Paul Gauguin'e hayran olan ressam, Sarı Evin dekorasyonu için yaptığı resimler hakkında onun eleştirilerini ve tavırlarını kırıcı buluyordu. İkili arasındaki gerginlik kulak kesme olayına kadar uzanacak, sarı ev kapanacak, Van Goghhastaneye yatacak, fikirler ve umutlar tamamen yok olacaktı. Kısa bir süre sonra da Saint Ramy bölgesinde bir akıl hastanesine yatmayı gönüllü olarak kabul etmişti. Resim yaparak iyileşeceğini düşünüyordu. Belki de bu yüzden en üretken ressamlardan biri oldu.Akıl Hastanesinde kalırken kimi zaman kendini iyi hissetse de kimi zaman da bulanık dönemler geçirir. Ancak 1890 yılında hayatta onu gerçekten dinleyen tek insan olan kardeşi Teo ona bir mektup gönderir. Teo'nun çocuğu olacaktır.Bu habere çok sevinen Van Gogh'un aynı zamanda ne denli duygusal yaklaşabileceğini de tahmin edebiliriz. Daha önceleri o da bir ailesi olsun istemişti. Çocukları seviyordu ve o da çocuğu olsun istemişti. Şimdi hayatta en değer verdi kişinin çocuğu olacaktı.Londra'da yaşarken ev sahibinin kızına aşık olmuştu Vincent... Kıza evlenme teklifi bile etmişti ancak kızın cevabı ağır olmuştu. Kahkahalar atmış ve koşarak uzaklaşmıştı teklif karşısında.Kısa süre sonra Hollanda'ya gittiği zaman bu sefer kendinden yaş olarak bir hayli büyük olan ve 8 yaşında da bir çocuğu olan Kuzeni Kee Vos'a aşık olmuş ancak yine aşkına karşılık bulamamıştı.Kuzeninden sonra ise Sien adında bir fahişeye aşık oldu. Onunla yaşamaya başladı. Bu kadın da kendisinden büyü... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2392">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Sun, 27 Feb 2022 12:24:12 GMT</pubDate></item><item><title><![CDATA[Yıldızlı Gece]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2367]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2367]]></guid><description><![CDATA[<p>Yıldızlı Gece (Starry Night), dünyadaki en tanınmış sanat eserlerinden biridir. Hemen hemen her yerde kupalar, tişörtler, havlular, mıknatıslar vb. üzerinde görülebilir. Bu durum, bazen resmin şöhretinin yaratıcısını aştığını düşündürtüyor. Tablonun birçok insanla ilişkiye geçmesi güzelliğinin, zamansız ve evrensel olmasının bir kanıtıdır.Vincent van Gogh, bu eseri 1889'da Saint-Rémy-de-Provence yakınlarındaki Saint-Paul-de-Mausole'de yaptı. Van Gogh hastanede iken özgürlüğüne diğer hastalardan daha fazla izin verildi. Hastane alanını terk edebilir; resim yapmasına, okumasına ve kendi odasına çekilmesine izin verilirdi. Hatta bir stüdyo bile verildi. Hastalığı iyileşme seyrine girmişti ama maalesef tekrar etti. Halüsinasyonlar görmeye ve intihara meyletmeye başladı. Bu durum çalışmalarında bir renk değişimi yarattı. Koyu renkleri dahil etmeye başladı ve Yıldızlı Gece bu değişimin harika bir örneğidir. Mavi renkler tabloya hakimdir. Tepeleri ve gökyüzünü harmanlamaktadır. Küçük köy, tablodaki kahverengi, gri ve mavi renklerin içinde tabanda kalır. Her bina siyah ile açıkça belirtilmiş olsa da, yıldızların sarı ve beyazı ve ay gökyüzünde öne çıkar ve gözleri gökyüzüne çeker.Gökyüzündeki girdaplarda, renklerin her biri yıldızların ve ayın etrafındaki bulutlarla yuvarlanır ve selvi ağacı üzerinde dalların eğrisi ile bükülürler. Bütün etki bir rüya izlenimi verir. Tepeler kolayca aşağıdaki küçük köye iner. Buna karşılık, kasaba fırça darbelerinin akışını kesen sert çizgilerle yapılmıştır. Küçük küçük ağaçlar kasabanın esnekliğini yumuşatır. Bu resmin en çok ilgi çeken noktalarından biri, tamamen Van Gogh’un hayal gücünün eseri olmasıdır. Manzaralardan hiçbiri Saint-Paul'ü çevreleyen alanla veya penceresinden gördüğü manzarayla uyuşmaz. Gördüklerini resmeden bir adam olarak, Van Gogh’un normal çalışma tarzına göre oldukça farklı bir tablodur. Eser, Van Gogh'un dindar bir evde büyümesinden kaynaklanan bir nefes alma isteğini de yansıtmaktadır. Resmi üç parçaya böldüğümüzde... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2367">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Fri, 25 Feb 2022 21:24:30 GMT</pubDate></item><item><title><![CDATA[Leydi Jane Grey’in İdamı]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2355]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2355]]></guid><description><![CDATA[<p>Fransız ressam Delaroche’nin 1833 yılında yaptığı ‘‘Leydi Jane Grey’in İdamı’’ bir yıl sonra Salon de Paris’de sergilendiğinde büyük ilgi ve beğeni toplamıştır. Peki bir Fransız ressam ne diye İngiliz Kraliyeti ile ilgili resim yapmıştır?Resmin yapıldığı tarihten yaklaşık 40 yıl öncesine gittiğimizde Fransız Devrimi yaşanmıştır. Bu devrim sırasında gerçekleşen sayısız idam Fransız sanatçılar üzerinde  derin etkiler bırakmıştır. Londra Ulusal Galerisinde sergilenen bu eserin merkezinde Leydi Jane Grey’i görüyoruz.Kendisi ‘Dokuz Günlük Kraliçe’ olarak da bilinmektedir. İngiliz Kraliyetinde kısa süreyle tahta oturan ve dokuz gün hüküm sürebilen 16 yaşındaki bu genç kız, aslında trajik şekilde başkalarının siyasi oyunlarının bir kurbanı olmuş ve acımasızca öldürülmüştür.VIII.Henry öldükten sonra yerine oğlu VI.Edward geçmiştir. Ancak genç Edward 15 yaşında ölürken üvey kardeşleri Mary veya Elizabeth’i tahta geçirmek yerine kuzeni olan Jane Grey’i tahta geçirmiştir.Hanedan içindeki Protestan-Katolik çekişmesi genç kızın idam edilmesine neden olacaktır. Leydi Grey bir Protestan’dır. Bu yüzden hanedanlığın ve ülkenin Protestan olmasını isteyen kimseler tarafından tahta çıkışı desteklenmiştir.Ancak Edward’ın üvey kardeşi olan ve tahtın kendi hakkı olduğunu düşünen Leydi Mary Katoliklerin desteğini alarak dokuz gündür tahtta oturan Jane Grey’i acımasızca devirmiştir.Protestanların çekimser davranması ve desteği kesmeleriyle tahtta bir başına kalan Jane için artık idam kaçınılmaz hale gelmiştir. Sonunda 12 Şubat 1554 tarihinde Londra Kulesinin içinde 16 yaşındaki Jane Grey kafası kesilerek öldürülmüştür.İdam edileceği gün idam tahtasına doğru yürümüş, son sözlerini soğukkanlı kalmaya çalışarak söylemiş, İncil'den bir bölüm okumuş, gözlerini bağlatmış, bağlı gözleri ile idam tahtasına yürürken de ayağı takılmış ve paniklemiştir. Sonra yanındakilere ‘tahta nerede’ diye sormuş...Resimde genç kızın idam edilmeden önceki halini tüm dramı ile izliyoruz. Gözleri bağlı olan kızıl saç... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2355">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Thu, 24 Feb 2022 15:40:22 GMT</pubDate></item><item><title><![CDATA[Şifacı]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2351]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2351]]></guid><description><![CDATA[<p>Bugün sizlere Sürrealist akımın en güçlü isimlerinden biri olan Rene Magritte’nin 1937 yılında Freudyen bir sembolizm ile yaptığı ‘Şifacı’ adlı eserinden bahsedeceğim.Sürrealist sanatçılar rüyaları ve psikanalizi temel alarak resimler yapmayı tercih ederler. Psikanaliz yöntemine göre İnsanın; gizli kalmış, bilinç düzeyine çıkamamış, istek ve düşünceleri bilinç altında gizlidir.Bu gizli bölüme ancak; rüyalar, hipnoz ya da yarı rüyalı dönemler sayesinde girilebilir. Bu anlamda Sürrealizm; rüyaların, en derin duyguların ve imgelerin dışa vurumdur.Sürrealist anlatımda gerçek dünyanın normal olayları ve objeleri bulunabilir, ancak olaylar ve objeler arasında fizik ötesi, fantastik olağan dışı bağlar ve ilişkiler bulunabilir. Yani alakasız nesneler, alakasız ortamlarda bir araya gelebilirler. Tıpkı rüyalarımız gibi...Gördüğümüz eserde, bastonundan yola çıkarak yaşlı olduğunu tahmin edebileceğimiz bir figür var. Diğer elinde de içi dolu bir torba tutuyor. Bu yaşlı adamın göğsünün kafesten oluştuğunu görüyoruz. Kafes, Freudyen sembolizmde baskılamanın, bastırılan duyguların bir sembolüdür.Yaşlı adamın belden yukarısının kafesten oluşması onun bastırılmış bir yönü olduğunu vurguluyor. Kafesin içinde ise iki beyaz kuş figürü var. Bunlar erkek cinselliğinin bir sembolüdür.Burada bedensel arzularından dünyevi zevklerden arınmış yaşlı bir adam görüyoruz. Omuzlarındaki kırmızı örtü, her birimizde bulunan ve kendimi, gerçek benliğimizi, içimizi, en derin arzularımızı örten ve onu diğer insanlardan koruyan örtüdür.Ancak yaşlı adamın örtüsü artık açılmıştır. Onun çekinecek bir şeyi yoktur. Sırlar ve arzular için çok yorgun ve yaşlıdır. Kafasındaki şapka ise ailenin bir sembolüdür. Çoğu Sürrealist ressam şapkayı bir baba figürü ya da baskın bir gücü temsil etmek için kullanırlar.Burada gördüğümüz bu figür ailesinin baskısı ve vicdan duyguları nedeniyle içindeki kafesin kapısını hiç bir zaman açmamış ve içindeki kuşlara özgürlük tanımamıştır.Kuşlara bakın, neredeyse kafesin kapısını k... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2351">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Wed, 23 Feb 2022 15:25:38 GMT</pubDate></item><item><title><![CDATA[Scream (Çığlık)]]></title><link><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2347]]></link><guid><![CDATA[https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2347]]></guid><description><![CDATA[<p>Merhabalar bugün size Norveçli ressam Edvard Munch’un ''Çığlık/Scream'' adlı eserinden bahsedeceğim. Öncelikle, orijinal adı 'Boğuntu' olan bu eserin sanatçısından da biraz bahsetmem gerek.12 Aralık 1863’de Oslo’nun kuzeyinde yer alan Löyten’de doğan sanatçı 23 Ocak 1944’de hayata veda etti. Ancak  çoğu insan gibi sadece gelip geçmedi hayattan, bir ressam olarak sanat dünyasında büyük iz bıraktı.Bu eserlerden biri ise günümüzde hala en popüler resimlerden Çığlık.Munch öyle bir anda durduk yere yapmadı bu eseri. Hayatı boyunca yaşadıkları, gördükleri ve okuduklarının birikimidir bu eser.5 yaşında Annesini kaybeden sanatçı, teyzesinin yanında yaşamaya başladı. Annesinin ölümünden 8 yıl sonra ablasının da tıpkı annesi gibi vereme yakalanarak ölmesini çaresizce izledi.Resimlerinde çaresizlik olgusu belki de bu yüzden bu kadar güçlü ifade ediliyor. Ancak çaresizlikten öte, çok daha gözle görülür şekilde hasta ve ölü insanların resimlerini yapmaya başladı. (Hasta Çocuk adlı eseri)Edvard Munch 1889 yılında devlet bursu kazanarak Paris’e gitti ve orada Van Gogh resimleri ile tanıştı. Ayrıca Gauguin ve Lautrec’den de etkilenen sanatçı Oslo’ya döndüğünde eski üslubunu tamamen bir kenara koymaya karar vermişti.Resimleri dış dünyadan değil, kendi iç dünyasından olmalıydı. Kendisi bu konuda şöyle söylüyor; ''Kitap okuyan erkeklerle yün ören kadınların bulunduğu iç mekanlar yapmaktan vazgeçmeli ve yaşan insanların; soluk alan, acı çeken, aşık, seven insanların resimlerini yapmalıyız!''İşte bu noktadan sonra kendi şahsına özel bir anlatımla ekspresyonist (dışavurumcu) eserler yapmaya başladı. Resimler zaman zaman yumuşama gösterse de Munch her zaman karanlık ve ürpertici resimler yapıyordu.1908 yıllarında bir sinir hastalığı geçiren Munch Almanya’da Kopenhag Kliniği’nde tedavi edildi. Bu dönemden sonra resimlerde daha aydınlık renkler ve daha güçlü fırça darbeleri yapmaya başladı.Ancak değişen sadece kendisi değildi. Dünya da hızlı bir değişime ve tıpkı Munch’un iç dünyası gibi ka... <a href="https://doktor.hekim.net/page.php?i=view-glossary&id=2347">Devamını oku</a></p>]]></description><pubDate>Tue, 22 Feb 2022 14:09:27 GMT</pubDate></item></channel></rss>